top of page

HARF OTU

Akşam yemek için masaya oturduklarında ilk konuşan İsma oldu. Ev sahibi kendisiymiş gibi sesinde dedesini rahatlatmaya çalışır bir samimiyet vardı. 

“Eskiden eczacılara aktar diyorlarmış!”

“Aslı attardır,” dedi İsmail Bey, “Arapça, güzel koku satan demek.”

“Annem sinema da aktarlık gibidir, derdi.”

İsma’nın bu sözüyle birlikte İsmail Bey’in bütün bedeni bir anda buz kesmişti. Sadece, “Öyle mi?” diyebildi kırgın bir sesle. Kızıyla son kez bu masada oturduklarında, aralarında geçen konuşmayı hatırladı. O gün Deniz Ankara’dan yarıyıl tatili için gelmiş, sonra da babasına Ankara’daki okulunu bırakacağını, eczacı olmak istemediğini, İstanbul’a gidip sinema eğitimi alacağını söylemişti. Bu da kızıyla aralarında geçen son konuşmaydı.

 “Evet! Sinema da bitkiler gibi insanlara şifa dağıtıyor!” dedi İsma. Bitkilerden söz ederek dedesini neşelendirmeyi umuyordu.

“Neye iyi geliyormuş sinema?” diye sordu İsmail Bey. Belli etmek istemese de sesinde derin bir kırgınlık vardı. 

“Mesela komedi, deve dikeni gibidir. Vücuda rahatlık verir.”

Yaşlı aktar oturduğu sandalyede arkasına yaslanıp gözlüklerinin ucundan İsma’ya baktı. Büyük şehirde büyümüş bir çocuğun deve dikenini, üstelik ne işe yaradığını biliyor olması alışılmış bir durum değildi elbette.

“Sen deve dikenini biliyor musun?”

“Daha çoook biliyorum!” dedi İsma. Sonra da bir oyun neşesiyle konuşmaya devam etti.

“Annem korku filmi andız kökü gibidir, kurt düşürür, derdi.” 

Sonra İsma yine çocukça bir hevesle, “Öbürlerini de sayayım mı?” diye sordu dedesine.

“Neyi?” diyebildi, İsmail Bey.

“Filmlerin hangi hastalığa iyi geldiğini!”

“Say bakalım.”

“Aksiyon filmleri ökse otu gibidir. Siz söyleyin, ökse otu ne işe yarar?” 

İsma, dedesini de bu oyunun bir parçası yapmak istiyordu.

“Kalp atışını hızlandırır.” dedi İsmail Bey. 

“Gördünüz mü? Aksiyon filmleri de bunu yapar. İnsanın kalbini hızlandırır. Fantastik filmler ise kuşburnu gibidir, gözlere iyi gelir. Gerilim filmleri de ardıç tohumu; idrar söktürücü.” dedi gülerek.

İsmail Bey torununun sözlerini hazmetmek istercesine başını öne eğdi. Sonra da içindeki acıyı fark etmeyeceğini umarak, “Bunları sana annen mi öğretti?” diye sordu kısık bir sesle.

“Babam bilmez ki!” dedi İsma, “Babam bir tek cevizi biliyor. Savaş filmleri ceviz gibiymiş, kansızlığa iyi geliyormuş.”

“Peki daha başka var mı?”

“Var! Müzikaller var!”

“Onlar ne?”

“Kenevir. Müzikaller kenevir: İnsanı yatıştırır.”

İsma’nın bunu bilmesi mümkün değildi ama tam on iki yılın ardından o gün o evin içinde İsmail Bey’in yüzünde ilk kez bir tebessüm belirmişti.

“Gerçekten de öyle! Kenevir insanları yatıştırır.”

“Bilim kurgu da iğde çiçeği, zihni açıyor. Bir de dramlar var. Kasımpatıymış onlar. Ama kasımpatı ne işe yarar, ben bilmiyorum.”

İsmail Bey kızının neden böyle bir benzetme yaptığını hemen anlamıştı. Deniz acıklı filmleri sevmez, bu tür filmleri seyrederken ölecekmiş gibi salya sümük ağlayanlarla alay ederdi hep.

“Kasımpatı, böcekleri öldürür.” dedi yaşlı aktar gülümseyerek.

İsma biraz da dedesinin yüzündeki gülümsemeden cesaret alarak, “Bir de adamotu var.” dedi kısık bir sesle. Sonra da dedesine doğru eğilip gizli bir şey söyler gibi sözüne devam etti: “O da ayıp filmler!”

bottom of page